Bazen bir şehrin en gürültülü anı, kimsenin konuşmadığı andır.
Trafik akar, esnaf kepenk açar, insanlar aynı caddeden her gün geçtiği gibi geçer ama bir şey eksiktir. Kimse durup bakmaz, kimse “ne oluyor?” diye sormaz.

Son zamanlarda şehirlerimiz böyle.
Kalabalık ama yalnız, hareketli ama düşüncesiz.

Bir sorun yaşanıyor; herkes biliyor ama kimse üstüne alınmıyor. “Beni ilgilendirmiyor” cümlesi, artık sadece bir savunma değil, bir yaşam biçimi. Oysa aynı sorun, bir gün herkesin kapısını çalıyor. Gürültüyle değil, sessizce.

En çok da alıştığımız şeyler tehlikeli.
Bozuk kaldırımlar, artan fiyatlar, çözülmeyen meseleler… Önce şikâyet ediyoruz, sonra alışıyoruz. Alışınca da susuyoruz. Susunca sorun çözülmüyor, büyüyor.

Bu bir eleştiri değil, bir hatırlatma.
Şehir dediğimiz şey sadece binalardan ibaret değil. O şehir, içinde yaşayanların vicdanıyla ayakta durur. Eğer herkes biraz daha “beni de ilgilendiriyor” diyebilse, belki bu sessizlik bu kadar ağır olmazdı.

Bazen değişim büyük laflarla değil, küçük itirazlarla başlar.
Bir soru sorarak, bir yanlışı işaret ederek, bir haksızlığı görmezden gelmeyerek…

Belki de mesele tam olarak budur:
Sessiz kalmak mı daha kolay, yoksa ses çıkarmak mı daha gerekli?

Karar, her zamanki gibi, yine bize ait.